Düzcelilerin psikolojisi ne durumda? İşte Düzce'nin dikkat çeken tablosu
Düzcelilerin psikolojisi ne durumda? İşte Düzce'nin dikkat çeken tablosu
Düzce'nin ruh halini etkileyen deprem hafızası, ekonomik koşullar, çalışma hayatı ve günlük yaşamın oluşturduğu tablo; resmî veriler ve bilimsel kaynaklar ışığında kapsamlı şekilde incelendi.
Düzce’de yaşayanların ruh hâli son dönemde sıkça tartışılıyor. Geçim şartları, deprem hafızası, trafik, iş ve gelecek kaygısı ile hızlanan şehir yaşamı, vatandaşların günlük stresini etkileyebilecek başlıklar arasında bulunuyor. Peki Düzceliler gerçekten mutlu mu, kaygılı mı, yoksa şehir hakkında yapılan değerlendirmeler eski verilere mi dayanıyor? Düzce Hür Haber, Türkiye İstatistik Kurumu ile Dünya Sağlık Örgütünün güncel verilerinden hareketle Düzce’nin ruh hâlini etkileyen unsurları özel dosyada inceliyor.
Düzcelilerin psikolojisini tek bir kelimeyle tanımlamak mümkün değil. Aynı şehirde yaşayan insanların ekonomik durumu, aile ilişkileri, yaşı, mesleği, sağlık koşulları, deprem deneyimi ve sosyal çevresi birbirinden farklılık gösteriyor.
Bu nedenle bilimsel bir saha araştırması yapılmadan “Düzceliler mutsuz”, “Düzceliler gergin” veya “ Düzcelilerin psikolojisi bozuldu” şeklinde genel bir sonuca varılması doğru olmaz.
Ancak bu durum, şehirdeki ruh hâlinin hiç değerlendirilemeyeceği anlamına gelmiyor. Resmî mutluluk verileri, yaşam koşulları ve günlük stres kaynakları birlikte incelendiğinde, Düzce’de yaşayanların hayatını kolaylaştıran ve zorlaştıran başlıklar daha net görülebiliyor.
Türkiye’nin yüzde 53,3’ü mutlu olduğunu söyledi
Türkiye İstatistik Kurumunun 2025 yılı Yaşam Memnuniyeti Araştırması sonuçlarına göre, 18 ve üzeri yaştaki bireylerin yüzde 53,3’ü kendisini mutlu olarak tanımladı.
Bu oran 2024 yılında yüzde 49,6 olarak açıklanmıştı. Böylece Türkiye genelinde kendisini mutlu olarak ifade edenlerin oranında bir önceki yıla göre artış kaydedildi.
2025 sonuçlarında bireyleri mutlu eden değerlerin başında sağlık geldi. Kendilerini en fazla sağlıklı olmanın mutlu ettiğini söyleyenlerin oranı yüzde 64,9 olurken, sağlığı sevgi ve başarı izledi.
Araştırmada 18-24 yaş grubundaki gençlerin yüzde 54,4’ü kendisini mutlu olarak tanımladı. Türkiye genelinde gelecekten umutlu olduğunu belirtenlerin toplam oranı ise “çok umutlu” ve “umutlu” cevapları birlikte değerlendirildiğinde yüzde 67,1’e ulaştı.
TÜİK 2025 Türkiye özeti
- Mutlu olduğunu belirtenlerin oranı: Yüzde 53,3
- 2024 yılındaki mutluluk oranı: Yüzde 49,6
- 18-24 yaş grubunda mutluluk oranı: Yüzde 54,4
- En önemli mutluluk kaynağı olan değer: Sağlık
- Sağlığı mutluluk kaynağı olarak gösterenlerin oranı: Yüzde 64,9
Bu rakamlar Düzce’ye özel değil
Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, 2025 Yaşam Memnuniyeti Araştırması sonuçlarının Türkiye genelini yansıtmasıdır.
TÜİK’in araştırma metodolojisine göre Yaşam Memnuniyeti Araştırması 2013 yılında il düzeyinde sonuç üretmek amacıyla geniş bir örneklemle gerçekleştirildi. Araştırma 2014 yılından itibaren ise Türkiye düzeyinde tahmin üretecek şekilde tasarlandı.
Bu nedenle 2025 yılı sonuçlarından hareketle “Düzcelilerin yüzde 53,3’ü mutlu” demek mümkün değildir. Yüzde 53,3 oranı Düzce’nin değil, Türkiye genelindeki yetişkin nüfusun verdiği cevapların sonucudur.
Aynı şekilde günümüzde yayımlanan ve “Türkiye’nin en mutlu şehirleri” başlığıyla dolaşıma sokulan bazı listelerin güncel il bazlı TÜİK araştırması gibi sunulması da yanıltıcı olabilir.
Düzce’nin eski il bazlı mutluluk oranı neydi?
TÜİK’in il düzeyinde sonuç ürettiği 2013 Yaşam Memnuniyeti Araştırmasında Düzce’de mutlu olduğunu belirtenlerin oranı yüzde 61,5 olarak kaydedildi.
Aynı araştırmada Düzce’de kendisini “ne mutlu ne mutsuz” olarak tanımlayanların oranı yüzde 21,2, mutsuz olduğunu belirtenlerin oranı ise yüzde 17,3 olarak yer aldı.
| Düzce 2013 verisi | Oran |
|---|---|
| Mutlu | Yüzde 61,5 |
| Ne mutlu ne mutsuz | Yüzde 21,2 |
| Mutsuz | Yüzde 17,3 |
Ancak bu verinin 2013 yılına ait olduğu unutulmamalıdır. Aradan geçen sürede Düzce’nin nüfusu, kent yapısı, ekonomik şartları, konut piyasası, ulaşım alışkanlıkları ve günlük yaşamı önemli ölçüde değişti.
Bu nedenle 13 yıl önce elde edilen oran, günümüzde Düzcelilerin psikolojik durumunu veya mutluluk düzeyini kesin olarak açıklayamaz. Eski veri yalnızca geçmişteki tabloyu anlamak için kullanılabilir.
“Düzce en mutlu 7’nci il” söylemi güncel mi?
Düzce’nin Türkiye’nin en mutlu yedinci ili olduğu yönündeki ifade, farklı tarihlerde haberlerde ve açıklamalarda yeniden gündeme geliyor.
Ancak TÜİK’in güncel Yaşam Memnuniyeti Araştırması il bazında mutluluk sıralaması yayımlamıyor. Bu nedenle söz konusu sıralamanın 2025 veya 2026 yılına ait güncel bir il araştırması gibi sunulması doğru değildir.
2015 tarihli “İllerde Yaşam Endeksi” çalışması da yalnızca mutluluğu ölçen bir liste değildir. Endekste konut, çalışma hayatı, gelir ve servet, sağlık, eğitim, çevre, güvenlik, sivil katılım, altyapı hizmetlerine erişim, sosyal yaşam ve yaşam memnuniyeti gibi çok sayıda gösterge birlikte değerlendirilmiştir.
Dolayısıyla “yaşanabilirlik”, “yaşam memnuniyeti” ve “mutluluk oranı” aynı anlama gelmez. Bir ilin genel yaşam endeksindeki konumu, o şehirde yaşayan herkesin psikolojik olarak iyi veya kötü durumda olduğunu göstermez.
Önemli ayrım: Düzce’ye ait güncel ve şehir genelini temsil eden bir ruh sağlığı araştırması bulunmadığı için “ Düzcelilerin psikolojisi şu durumda” şeklinde kesin bir sonuç verilemez. TÜİK’in 2025 mutluluk oranı Türkiye geneline, Düzce’nin il bazlı yüzde 61,5 oranı ise 2013 yılına aittir.
Mutluluk ile ruh sağlığı aynı şey mi?
Mutluluk oranı ile ruh sağlığı birbiriyle ilişkili olabilse de aynı kavram değildir.
Bir kişi hayatından genel olarak memnun olduğunu söylerken belirli dönemlerde stres, kaygı veya üzüntü yaşayabilir. Aynı şekilde zor bir dönemden geçen kişi de güçlü aile bağları, sosyal destek veya geleceğe ilişkin umudu sayesinde yaşamından genel olarak memnun olabilir.
Dünya Sağlık Örgütü ruh sağlığını; kişinin hayatın stresleriyle baş edebilmesine, yeteneklerini kullanabilmesine, öğrenebilmesine, çalışabilmesine ve topluma katkı sunabilmesine imkân sağlayan bir ruhsal iyilik hâli olarak tanımlıyor.
Bu tanıma göre ruh sağlığı yalnızca psikolojik hastalıkların bulunup bulunmamasıyla değerlendirilemez. Ekonomik koşullar, aile ilişkileri, güvenli yaşam alanları, çalışma şartları, afet deneyimleri, sosyal çevre ve geleceğe ilişkin beklentiler de ruhsal iyilik hâlini etkileyebilir.
Stres her zaman hastalık anlamına gelmiyor
Dünya Sağlık Örgütüne göre stres, zor bir durumun neden olduğu endişe veya zihinsel gerilim hâlidir ve hayatın tehditleriyle başa çıkmaya yardımcı olan doğal bir insan tepkisidir.
Herkes belirli ölçüde stres yaşayabilir. Kısa süreli stres bazı durumlarda kişinin dikkatini toplamasına ve sorunlara çözüm aramasına yardımcı olabilir.
Ancak stresin çok yoğun yaşanması, uzun sürmesi ve günlük işlevleri etkilemeye başlaması; uyku sorunları, odaklanma güçlüğü, huzursuzluk, tahammülsüzlük ve bedensel yakınmalarla kendisini gösterebilir.
Dünya Sağlık Örgütü ayrıca insanların stresli durumlara aynı şekilde tepki vermediğini vurguluyor. Bu nedenle Düzce’de yaşanan ekonomik, sosyal veya çevresel değişimlerin bütün vatandaşları aynı ölçüde etkilediği söylenemez.
Düzce’nin ruh hâli nasıl değerlendirilmeli?
Düzce’nin ruh hâlini anlamak için yalnızca eski bir mutluluk sıralamasına veya tek bir ankete bakmak yeterli değildir.
Şehrin bugünkü tablosu değerlendirilirken şu başlıkların birlikte incelenmesi gerekiyor:
- Deprem hafızası ve güvenli konut endişesi
- Kira, gıda, ulaşım ve temel yaşam giderleri
- İş güvencesi ve gençlerin gelecek beklentileri
- Trafik, gürültü ve şehirleşme baskısı
- Aile, komşuluk ve sosyal destek ilişkileri
- Park, spor, kültür ve dinlenme alanlarına erişim
- Dijital yaşam ve sürekli olumsuz haber tüketimi
- Ruh sağlığı hizmetlerine ulaşılabilirlik
Kaynak ve yöntem notu
Bu bölümde Türkiye İstatistik Kurumunun 2025 Yaşam Memnuniyeti Araştırması, 2013 il bazlı Yaşam Memnuniyeti Araştırması, İllerde Yaşam Endeksi çalışması ve Dünya Sağlık Örgütünün ruh sağlığı ile stres tanımları esas alınmıştır. Türkiye geneline ait veriler Düzce’ye özel oranlar gibi sunulmamış, eski il verilerinin tarihi açıkça belirtilmiştir.
Düzce’nin deprem hafızası neden hâlâ güçlü?
Düzce’de ruh hâlini etkileyen başlıkların başında deprem gerçeği geliyor. Kent, 12 Kasım 1999 Düzce Depremi’nin bıraktığı ağır hafızayı taşırken, 23 Kasım 2022’de Gölyaka merkezli meydana gelen 5,9 büyüklüğündeki depremle bu gerçekliği yeniden yaşadı.
AFAD’ın resmî kayıtlarına göre Gölyaka depremi 23 Kasım 2022 tarihinde saat 04.08’de meydana geldi. Depremin ardından aynı gün içerisinde büyüklüğü 4,3’e ulaşan çok sayıda artçı sarsıntı kaydedildi. AFAD’ın ertesi sabah yayımladığı açıklamada artçı deprem sayısının 218’e ulaştığı bildirildi.
Bu tablo, Düzce’de depremin yalnızca geçmişte kalmış bir afet hatırası olmadığını gösteriyor. Deprem konusu; bina güvenliğinden gece uykusuna, konut tercihinden çocukların geleceğine kadar günlük hayatın farklı alanlarında yeniden gündeme gelebiliyor.
23 Kasım 2022 Gölyaka Depremi
- Merkez üssü: Gölyaka, Düzce
- Büyüklüğü: 5,9
- Gerçekleşme saati: 04.08
- Kaydedilen en büyük artçı: 4,3
- 24 Kasım sabahına kadar kaydedilen artçı sayısı: 218
1999 yalnızca bir tarih değil
12 Kasım 1999 Düzce Depremi, kentte yaşayan birçok aile için yalnızca takvimlerde anılan bir tarih değil; ev, yakın, iş, güvenlik ve şehir düzenine ilişkin güçlü bir yaşam deneyimi anlamına geliyor.
Depremi doğrudan yaşayanlar için bazı sesler, gece meydana gelen küçük sarsıntılar, apartmandaki titreşimler veya çevre illerdeki deprem haberleri geçmişte yaşanan korkunun yeniden hatırlanmasına neden olabilir.
Deprem sırasında çocuk olanlar bugün yetişkin, o dönemin yetişkinleri ise bugün ileri yaşlarda. Bu nedenle afet hafızası yalnızca bireysel değil, kuşaklar arasında aktarılan toplumsal bir deneyime de dönüşebiliyor.
Aile içinde anlatılan deprem anıları, kaybedilen yakınlar, yıkılan binalar ve sonrasında yaşanan barınma süreci, şehrin ortak hafızasının bir parçası olmaya devam ediyor.
2022 depremi eski korkuları yeniden canlandırdı mı?
Gölyaka’da gece saatlerinde meydana gelen 5,9 büyüklüğündeki deprem, özellikle 1999 depremlerini yaşamış vatandaşlarda eski anıların yeniden canlanmasına yol açmış olabilir.
Ancak bu etkinin herkeste aynı düzeyde görüldüğü söylenemez. Bazı kişiler kısa sürede günlük hayatına dönerken, bazıları uzun süre boyunca küçük sarsıntılara, bina seslerine veya deprem haberlerine karşı daha hassas hâle gelebilir.
Dünya Sağlık Örgütü, afetlerden etkilenen insanların önemli bölümünde ilk dönemde kaygı, üzüntü, umutsuzluk, uyku sorunu, yorgunluk, sinirlilik ve öfke gibi tepkilerin görülebileceğini belirtiyor. Bu tepkilerin çoğu zamanla azalabilirken, bazı kişilerde daha uzun süreli ruhsal sorunlar gelişebiliyor.
Bu nedenle deprem sonrasında yaşanan korku ve tedirginlik, her durumda psikolojik hastalık olarak değerlendirilmemelidir. Afet gibi sıra dışı ve tehdit edici bir olay karşısında kaygı duymak, bir süre uyku düzeninin bozulması veya yeniden deprem olacakmış hissine kapılmak doğal bir stres tepkisi olabilir.
Deprem kaygısı hangi biçimlerde ortaya çıkabilir?
Deprem sonrası kaygı yalnızca “yeniden deprem olacak mı?” sorusuyla sınırlı değildir. Günlük hayatın farklı alanlarında şu biçimlerde görülebilir:
- Gece uyurken küçük seslere karşı aşırı hassasiyet,
- Binadaki her titreşimi deprem sanma,
- Üst katlarda oturmaktan kaçınma,
- Asansör veya kapalı alan kullanırken huzursuzluk,
- Deprem haberlerini sürekli kontrol etme,
- Aile bireylerine ulaşamama korkusu,
- Çocukların okul binasının güvenliği konusunda endişelenme,
- Ev değiştirme veya bina güvenliği konusunda kararsızlık,
- Gece yatağın yanında çanta, kıyafet veya ayakkabı hazır tutma.
Bu davranışların bazıları afet hazırlığının doğal parçalarıdır. Ancak kişinin gününü sürekli korkuyla geçirmesi, işine veya okuluna odaklanamaması ve sosyal hayatının belirgin biçimde etkilenmesi durumunda profesyonel destek ihtiyacı doğabilir.
Bina güvenliği kaygının merkezinde
Düzce’de depremle ilgili en temel endişelerden biri yaşanılan binanın güvenli olup olmadığıdır.
Bir vatandaş deprem çantası hazırlasa, toplanma alanını bilse ve doğru davranışları öğrense bile oturduğu yapıya güvenmiyorsa kaygısı devam edebilir.
Özellikle;
- Binanın yapım yılının bilinmemesi,
- Taşıyıcı sistemle ilgili şüpheler,
- Kolon veya kirişlere müdahale edildiği düşüncesi,
- Zeminin güvenliğiyle ilgili belirsizlik,
- Yapının geçmiş depremlerde hasar görüp görmediğinin bilinmemesi
vatandaşın kendisini güvende hissetmesini zorlaştırabilir.
Bu nedenle deprem kaygısının azaltılması yalnızca bireylere “korkmayın” denilmesiyle mümkün değildir. Güvenli yapılaşma, düzenli denetim, açık bilgilendirme ve vatandaşın binasıyla ilgili doğru bilgiye ulaşabilmesi de ruhsal güven duygusunun önemli parçalarıdır.
Belirsizlik kaygıyı büyütüyor
Deprem konusunda en fazla stres oluşturan unsurlardan biri belirsizliktir. Depremin zamanı kesin olarak bilinemediği için insanlar kontrol edemedikleri bir tehditle yaşamaya çalışır.
Bu belirsizliğe sosyal medya üzerinden yayılan doğrulanmamış tahminler, “şu tarihte deprem olacak” biçimindeki bilim dışı iddialar ve korku oluşturan paylaşımlar eklendiğinde kaygı daha da artabilir.
Deprem tahminine ilişkin kesin tarih veren açıklamalar bilimsel veri olarak kabul edilmemelidir. Vatandaşların resmî kurumların duyurularını ve alanında yetkin bilim insanlarının değerlendirmelerini takip etmesi önem taşıyor.
Deprem haberlerinin sürekli ve kontrolsüz biçimde takip edilmesi ise kişide devamlı tehdit altında olduğu hissini güçlendirebilir. Bilgi sahibi olmakla korku içeriklerine maruz kalmak arasında denge kurulması gerekiyor.
Artçı depremler neden daha fazla tedirginlik yaratıyor?
Ana depremin ardından meydana gelen artçı sarsıntılar, depremi yaşayanların rahatlamasını zorlaştırabilir. Kişi her artçıda yeniden güçlü bir deprem yaşanacağı endişesine kapılabilir.
Gölyaka depreminden sonraki kısa sürede yüzlerce artçı sarsıntının kaydedilmiş olması, kentteki tedirginliğin yalnızca ana şokla sınırlı kalmamasına neden oldu.
Artçıların bir bölümü insanlar tarafından hissedilmeyecek kadar düşük büyüklükte olsa da resmî deprem listelerinde art arda görülmesi, bazı vatandaşların deprem gündeminden uzaklaşmasını zorlaştırabilir.
Bu noktada artçı depremlerle ilgili bilgilendirmelerin açık, düzenli ve teknik terimlerden arındırılmış biçimde yapılması önemlidir.
Çocuklar depremden nasıl etkilenebilir?
Çocukların afete verdiği tepki yaşlarına, deprem anında yaşadıklarına, ailelerinin davranışlarına ve kendilerini ne kadar güvende hissettiklerine göre değişebilir.
Bazı çocuklarda;
- Tek başına uyumak istememe,
- Anne veya babadan ayrılmaktan korkma,
- Okula gitmek istememe,
- Gece uyanma veya kâbus görme,
- Depremle ilgili sürekli soru sorma,
- Daha küçük yaş davranışlarına geri dönme,
- Öfke, ağlama veya içine kapanma
gibi tepkiler görülebilir.
Çocuklara hiçbir şey olmayacağına dair kesin ve gerçekçi olmayan sözler vermek yerine, alınan güvenlik önlemlerini yaşlarına uygun bir dille anlatmak daha doğru bir yaklaşım olabilir.
Ailelerin kendi korkularını çocukların yanında kontrolsüz biçimde ifade etmesi, sürekli deprem görüntüleri izletmesi veya çocuğun sorularını geçiştirmesi kaygının artmasına neden olabilir.
Yaşlılar ve yalnız yaşayanlar için farklı bir yük
Deprem kaygısı yaşlılar, engelliler, kronik hastalığı bulunanlar ve yalnız yaşayan kişiler açısından farklı boyutlar taşıyabilir.
Bu kişiler deprem sırasında binadan nasıl çıkacağını, ilacına veya yardımcı cihazına ulaşıp ulaşamayacağını, kendisine kimin yardım edeceğini daha fazla düşünebilir.
Mahalle bazında dayanışma planlarının oluşturulması, apartmanlarda yardıma ihtiyaç duyabilecek kişilerin bilinmesi ve acil durumlarda kimin hangi görevi üstleneceğinin önceden belirlenmesi güven duygusunu artırabilir.
Psikososyal destek neden önemli?
AFAD, psikolojik ilk yardım ve psikolojik destek faaliyetlerini afet sonrasında yapılması gereken sosyal çalışmalar arasında değerlendiriyor.
Afet ve acil durumlarda psikososyal destek yalnızca psikolojik tedavi anlamına gelmez. İnsanların güvenliğe ulaşması, temel ihtiyaçlarının karşılanması, doğru bilgi alması, yakınlarıyla iletişim kurabilmesi ve günlük yaşama yeniden uyum sağlaması da bu sürecin parçalarıdır.
Dünya Sağlık Örgütü de afet ve acil durumların ruh sağlığı ve psikososyal sorun riskini artırdığını, zamanında sunulan desteğin iyileşmeyi ve dayanıklılığı güçlendirebileceğini belirtiyor.
Bu nedenle afet sonrasında psikososyal hizmetlerin yalnızca ilk birkaç günle sınırlandırılmaması; çocuklar, yaşlılar, engelliler, yakınını kaybedenler ve yoğun korku yaşayanlar için ihtiyaç sürdüğü müddetçe erişilebilir olması önem taşıyor.
Hazırlıklı olmak kaygıyı azaltabilir mi?
Deprem hazırlığı bütün kaygıyı ortadan kaldırmaz. Ancak kişinin ne yapacağını bilmesi, kontrol duygusunu güçlendirebilir.
AFAD’ın önerdiği temel hazırlıklar arasında yapı güvenliğine dikkat edilmesi, ev içindeki devrilebilecek eşyaların sabitlenmesi, aile afet planı oluşturulması ve deprem anında “Çök-Kapan-Tutun” hareketinin uygulanması bulunuyor.
Düzce Depremi’nin yıl dönümünde gerçekleştirilen ülke genelindeki tatbikatların temel amacı da toplumda afet farkındalığını artırmak ve doğru davranışları pekiştirmektir.
Bir ailenin deprem öncesinde şu konuları birlikte konuşması önemlidir:
- Deprem sırasında evin hangi bölümlerinde güvenli pozisyon alınacağı,
- Aile bireylerinin deprem sonrasında nerede buluşacağı,
- Şehir dışındaki ortak irtibat kişisinin kim olacağı,
- Acil durum çantasının nerede tutulacağı,
- Çocuk, yaşlı, engelli ve evcil hayvanların nasıl korunacağı,
- Doğal gaz, elektrik ve su vanalarının nasıl kapatılacağı.
Hazırlık ile sürekli korku birbirinden ayrılmalı
Depreme karşı hazırlıklı olmak sağlıklı bir davranıştır. Ancak hayatın tamamını deprem olacakmış gibi geçirmek, sürekli bina dışına çıkma planı yapmak veya her titreşimde yoğun panik yaşamak kişinin yaşam kalitesini bozabilir.
Sağlıklı hazırlık;
- Bilgiye dayanır,
- Planlıdır,
- Düzenli aralıklarla gözden geçirilir,
- Kişiye kontrol duygusu kazandırır.
Yoğun kaygı ise kişinin bütün dikkatini tehdide yöneltmesine, günlük sorumluluklarını yerine getirememesine ve sürekli tehlike altında hissetmesine yol açabilir.
Bu ayrımın doğru yapılması, hem afet bilincinin korunmasını hem de günlük yaşamın korkuya teslim olmamasını sağlar.
Düzce’de afet sonrası ruh sağlığı verisi var mı?
Düzce genelini temsil eden, 2022 Gölyaka Depremi sonrasında vatandaşların ruhsal durumunu ölçen ve düzenli olarak güncellenen kapsamlı bir kamuoyu araştırması bulunmadığı için kentte kaç kişinin deprem kaygısı yaşadığına ilişkin kesin bir oran verilemez.
Bu nedenle “Düzcelilerin şu kadarı travma yaşadı” veya “şehirde deprem korkusu şu orana ulaştı” gibi rakamsal sonuçlar kullanılmamalıdır.
Bununla birlikte Düzce’nin geçmişte ağır depremler yaşamış olması, 2022’de yeniden güçlü bir depremle karşılaşması ve devam eden küçük sarsıntıların yakından takip edilmesi, afet hafızasının şehir yaşamındaki önemini açık biçimde gösteriyor.
Düzce’de hangi çalışmalara ihtiyaç var?
Deprem kaygısının ve afet sonrası ruhsal etkilerin daha doğru anlaşılabilmesi için Düzce’ye özel bilimsel araştırmalara ihtiyaç bulunuyor.
Düzce Üniversitesi, İl Sağlık Müdürlüğü, AFAD ve yerel yönetimlerin katkısıyla hazırlanabilecek bir çalışmada şu sorular incelenebilir:
- 1999 ve 2022 depremlerini yaşayanlarda deprem kaygısı hangi düzeyde?
- Çocuklar ve gençler deprem gündeminden nasıl etkileniyor?
- Vatandaşlar yaşadıkları binaya ne ölçüde güveniyor?
- Afet çantası ve aile afet planı hazırlama oranı nedir?
- Psikososyal destek hizmetlerinin bilinirliği ve erişilebilirliği ne durumda?
- Deprem haberlerinin ve dijital içeriklerin kaygı üzerindeki etkisi nedir?
- İlçeler arasında afet algısı ve hazırlık düzeyi farklılaşıyor mu?
Böyle bir araştırma, Düzce’de afet psikolojisine ilişkin değerlendirmelerin tahminlerden çıkarılıp ölçülebilir verilere dayandırılmasını sağlayabilir.
Deprem gerçeğiyle yaşamak korkuya teslim olmak anlamına gelmiyor
Düzce’de deprem gerçeğini yok saymak mümkün değil. Ancak bu gerçekle yaşamak, hayatın tamamını korku içerisinde geçirmek anlamına da gelmemelidir.
Güvenli yapılaşma, düzenli denetim, doğru bilgi, afet eğitimi, aile planı ve erişilebilir psikososyal destek; bireylerin hem hazırlıklı hem de daha güvende hissetmesine katkı sunabilir.
Düzce’nin deprem hafızasını güçsüzlük değil, daha güvenli bir şehir kurmak için ortak deneyim ve toplumsal dayanıklılık kaynağına dönüştürmek gerekiyor.
Kaynak ve yöntem notu
Bu bölümde AFAD’ın 23 Kasım 2022 Gölyaka Depremi’ne ilişkin resmî açıklama ve ön değerlendirme raporları, AFAD Afet Yönetimi Terimleri Sözlüğü, deprem öncesi ve sonrası korunma önerileri ile Dünya Sağlık Örgütünün afetlerde ruh sağlığı ve psikososyal destek bilgileri esas alınmıştır. Düzce’ye özel kapsamlı bir ruh sağlığı araştırması bulunmadığından, kent nüfusuna ilişkin psikolojik oran veya toplumsal teşhis kullanılmamıştır.
Geçim şartları Düzce’de ruh hâlini nasıl etkiliyor?
Düzce’de günlük yaşamı ve ruhsal iyilik hâlini etkileyebilecek en önemli başlıklardan biri ekonomik koşullar. Kira, gıda, ulaşım, enerji, eğitim ve sağlık gibi temel giderlerin aile bütçesindeki payı arttıkça, vatandaşların yalnızca bugünkü harcamaları değil, gelecek planları da baskı altında kalabiliyor.
Ekonomik güçlük her bireyi aynı biçimde etkilemez. Geliri, aile büyüklüğü, yaşadığı konutun mülkiyet durumu, borçları ve çalışma koşulları farklı olan kişilerin yaşadığı baskı da değişebilir.
Ancak gelir ile zorunlu harcamalar arasındaki dengenin bozulması;
- Ay sonunu getirememe endişesine,
- Borçları düşünerek uyuyamamaya,
- Aile içinde para kaynaklı tartışmalara,
- Sosyal faaliyetleri azaltmaya,
- Evlenme, çocuk sahibi olma veya konut alma planlarını ertelemeye,
- İşini kaybetme korkusunun büyümesine
neden olabilecek bir stres kaynağına dönüşebilir.
Bu nedenle ekonomik göstergeler yalnızca piyasa ve fiyat hareketleri olarak değerlendirilmemeli. Geçim şartları; insanların kendisini ne kadar güvende, bağımsız ve geleceğe hazır hissettiğini de etkileyebilir.
Türkiye’nin en önemli sorunu hayat pahalılığı oldu
TÜİK’in 2025 Yaşam Memnuniyeti Araştırmasında vatandaşlara Türkiye’nin en önemli sorununun ne olduğu da soruldu. Araştırmada hayat pahalılığı, ülkenin en önemli sorunu olarak ilk sırada yer aldı.
Bu sonuç Düzce’ye özel bir oran sunmuyor. Ancak yaşam maliyetinin Türkiye genelinde insanların gündeminde ne kadar önemli bir yer tuttuğunu gösteriyor.
Hayat pahalılığı yalnızca alışveriş sepetindeki fiyat artışı anlamına gelmiyor. Aynı gelirle daha az ihtiyaç karşılayabilmek, beklenmeyen bir masraf karşısında birikimin bulunmaması ve gelecekteki fiyatların öngörülememesi de ekonomik belirsizlik hissini artırabiliyor.
Önemli ayrım: TÜİK’in hayat pahalılığına ilişkin araştırma sonucu Türkiye geneline aittir. Bu veriden hareketle Düzcelilerin tamamının aynı ekonomik kaygıyı yaşadığı söylenemez. Ancak kira, gıda, enerji ve ulaşım gibi zorunlu harcamaların Düzce’deki hane bütçelerini de etkilediği açıktır.
Kira, hane bütçesinin en ağır kalemlerinden biri
Kirada yaşayan vatandaşlar açısından konut gideri, aylık bütçenin en büyük kalemlerinden birine dönüşebiliyor. Kira bedelinin yanında aidat, elektrik, su, doğal gaz, internet ve taşınma masrafları da barınmanın toplam maliyetini yükseltiyor.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının Haziran 2026 verilerine göre Yeni Kiracı Kira Endeksi, Türkiye genelinde bir önceki yılın aynı ayına kıyasla nominal olarak yüzde 29,2 arttı. Aynı dönemde endeks reel olarak yüzde 2,2 geriledi.
Bu oran, mevcut bütün kiracıların kira artışını değil, yeni kiraya verilen konutlardaki fiyat değişimini izleyen Türkiye geneli göstergesidir. Düzce için tek başına ayrı bir kira oranı olarak kullanılamaz.
Bununla birlikte Düzce’nin de içinde yer aldığı Bolu, Kocaeli, Sakarya, Yalova ve Düzce bölgesinde konut fiyatlarının Haziran 2026 itibarıyla yıllık bazda artmaya devam ettiği görülüyor.
Konut fiyatları ve kiralardaki değişim özellikle şu gruplar açısından daha ağır bir baskı oluşturabilir:
- Tek maaşla geçinen aileler,
- Asgari ücretliler,
- Emekliler,
- Üniversite öğrencileri,
- Yeni evlenecek çiftler,
- Tek başına yaşayanlar,
- Düzensiz gelire sahip çalışanlar.
Ev sahibi olmak da kaygıyı tamamen ortadan kaldırmıyor
Kendi evinde oturmak kira yükünü ortadan kaldırabilir. Ancak konut kredisi ödemesi, bina bakımı, aidat, güçlendirme ihtiyacı ve deprem güvenliği gibi başlıklar ev sahiplerinin bütçesinde farklı yükler oluşturabilir.
Düzce gibi deprem geçmişi güçlü bir şehirde konut tercihi yalnızca fiyat ve konum üzerinden yapılmıyor. Binanın yaşı, zemin durumu, yapı güvenliği ve geçmişte hasar görüp görmediği de vatandaşların kararlarını etkileyebiliyor.
Bu nedenle Düzce’de barınma meselesi, ekonomi ile güvenlik kaygısının kesiştiği alanlardan biri olarak öne çıkıyor.
Uygun fiyatlı fakat güven vermeyen bir bina ile daha güvenli olduğu düşünülen ancak bütçeyi zorlayan bir konut arasında seçim yapmak, bazı aileler açısından uzun süreli bir stres kaynağına dönüşebilir.
Düzce’de yaşamanın maliyeti neden daha fazla konuşuluyor?
Düzce geçmişte İstanbul, Kocaeli ve Sakarya gibi büyük merkezlere göre daha ulaşılabilir bir şehir olarak görülüyordu. Ancak nüfus artışı, yeni yerleşim alanları, konut talebi ve genel fiyat hareketleri, kentteki yaşam maliyetinin daha fazla tartışılmasına neden oluyor.
Vatandaşın aylık bütçesinde yalnızca kira değil;
- Market alışverişi,
- Yakıt ve toplu taşıma,
- Elektrik, doğal gaz ve su faturaları,
- Çocukların eğitim giderleri,
- Sağlık ve ilaç harcamaları,
- Giyim, bakım ve iletişim giderleri
birlikte yer alıyor.
Bu kalemlerden birkaçının aynı dönemde yükselmesi, vatandaşların harcamalarını yeniden sıralamasına yol açabiliyor. Öncelikle zorunlu ihtiyaçlar karşılanırken sosyal etkinlikler, tatil, kültür-sanat harcamaları veya kişisel ihtiyaçlar ertelenebiliyor.
Düzce’de tek kişi ve aile bütçesini etkileyen kalemler, daha önce hazırladığımız Düzce’de yaşamanın maliyeti dosyasında ayrıntılı biçimde incelenmişti.
İş var ama işverenler de çalışanlar da aradığını bulabiliyor mu?
Düzce’nin ekonomik yapısında imalat sanayisi önemli bir yere sahip. Organize sanayi bölgeleri, tekstil, metal, otomotiv yan sanayi, gıda, mobilya, lojistik ve hizmet sektörlerinde çok sayıda işletme faaliyet gösteriyor.
İŞKUR’un 2024 Düzce İşgücü Piyasası Araştırması kapsamında 540 işyeri ziyaret edildi. Araştırmaya dahil edilen işletmelerde toplam 48 bin 225 çalışan tespit edildi. Bu çalışanların 31 bin 218’ini erkekler, 17 bin 7’sini kadınlar oluşturdu.
Araştırmada Düzce genelinde 2 bin 856 kişilik açık iş tespit edildi. Açık işlerin büyük bölümünün imalat sektöründe bulunduğu görüldü.
İŞKUR 2024 Düzce araştırmasından öne çıkanlar
- Ziyaret edilen işyeri sayısı: 540
- Araştırma kapsamındaki çalışan sayısı: 48 bin 225
- Tespit edilen açık iş sayısı: 2 bin 856
- İmalat sektöründeki açık iş sayısı: 2 bin 167
- Eleman temininde güçlük yaşadığını belirten işyeri sayısı: 301
- İş süreçlerinde dijital teknoloji kullanan 20 ve üzeri çalışanlı işyerlerinin oranı: Yüzde 56,3
Bu veriler Düzce’de iş imkânı bulunmadığı anlamına gelmediği gibi, her iş arayanın kolayca uygun bir işe ulaşabildiğini de göstermiyor.
İşverenlerin aradığı beceriler, çalışma saatleri, ücret beklentileri, ulaşım imkânları ve çalışanların mesleki tercihleri arasında uyumsuzluk yaşanabiliyor.
Düzce’de en fazla hangi mesleklerde çalışan aranıyor?
İŞKUR araştırmasında Düzce’de en fazla açık iş bulunan meslekler arasında şu alanlar yer aldı:
- Makineci (Dikiş),
- Proses İşçisi,
- Konfeksiyon İşçisi,
- Ütücü,
- Pres Makineleri Operatörü,
- Satış Elemanı ve Danışmanı,
- Garson,
- Gazaltı Kaynakçısı,
- Alüminyum Kaynakçısı,
- Tekstil sektöründeki Ortacı ve Ayakçı.
Bu tablo, kentteki istihdam talebinin önemli bölümünün üretim, tekstil, metal ve hizmet sektörlerinde yoğunlaştığını gösteriyor.
Ancak iş arayan kişinin eğitim aldığı alan ile piyasada ihtiyaç duyulan meslekler birbirinden farklı olabilir. Üniversite mezunu bir genç kendi uzmanlık alanında iş ararken, açık pozisyonların büyük bölümünün üretim ve hizmet sektörlerinde bulunması beklenti ile mevcut imkân arasında fark oluşturabilir.
Eleman aranırken neden işsizlik konuşuluyor?
Bir şehirde hem açık işlerin bulunması hem de vatandaşların iş bulmakta zorlanması çelişkili görünebilir. Ancak işgücü piyasasında yalnızca ilan sayısı belirleyici değildir.
Şu başlıklar işveren ile çalışan arasında uyumsuzluk oluşturabilir:
- Aranan mesleki beceriye sahip kişi bulunamaması,
- Ücretin çalışan beklentisini karşılamaması,
- Vardiyalı çalışma şartları,
- İşyerine ulaşım güçlüğü,
- Fiziksel çalışma koşulları,
- Deneyim talebi,
- Kadınların bakım sorumlulukları nedeniyle çalışma saatlerine uyum sağlayamaması,
- Gençlerin eğitim aldığı alanda iş bulamaması.
İŞKUR araştırmasında işverenlerin eleman bulmakta zorlanmasının başlıca nedenleri arasında, mesleğe yeterli başvuru yapılmaması ve gerekli beceriye sahip çalışan bulunamaması gösterildi.
Bu durum, yalnızca “iş beğenmeme” veya “iş yokluğu” ifadeleriyle açıklanamayacak kadar çok boyutlu bir soruna işaret ediyor.
Ücret düzeyi geçim kaygısını nasıl etkiliyor?
İŞKUR’un Düzce araştırmasında işverenlerin açık işlerin yüzde 56,6’sı için asgari ücret düzeyinde ücret ödemeyi düşündüğü belirtildi.
İşverenlerin yüzde 35,5’i ise aradıkları işgücüne asgari ücretin bir buçuk katı düzeyinde ücret vermeyi planladığını bildirdi.
Bu veriler, 2024 yılı araştırmasına ve araştırmaya katılan işverenlerin beyanlarına dayanıyor. Bütün işyerlerinin fiilen aynı ücretleri ödediği anlamına gelmiyor.
Bununla birlikte çalışanların ücret beklentileri ile kira, ulaşım, gıda ve çocuk bakım giderleri arasındaki ilişki, iş tercihlerini doğrudan etkileyebilir.
Bir iş ilanının bulunması, o işin çalışan açısından sürdürülebilir olduğu anlamına gelmeyebilir. İşyerine ulaşım, yemek, çocuk bakımı ve çalışma saatleri hesaba katıldığında elde kalan gelir, kişinin işe devam kararını belirleyebilir.
Kadınların çalışma hayatındaki yükü farklı mı?
İŞKUR’un araştırmasına göre incelenen Düzce işyerlerinde çalışan kadın sayısı 17 bin 7 olarak belirlendi. Kadın istihdamının en fazla olduğu sektör imalat olurken; eğitim, sağlık, sosyal hizmet, konaklama, yiyecek, kültür, sanat ve spor alanlarının bazı bölümlerinde kadın çalışanların sayısı erkeklerden daha yüksek çıktı.
Ancak kadınların çalışma hayatına katılımını yalnızca iş ilanlarının sayısı belirlemiyor.
Çocuk, yaşlı veya hasta bakım sorumluluğu; vardiyalı çalışma, kreş ihtiyacı, ulaşım, güvenlik ve ev içi iş yükü, kadınların iş seçimlerini etkileyebilir.
TÜİK’in 2025 İş ve Aile Yaşamının Uyumu araştırmasında, 18-74 yaş grubundaki kişilerin yüzde 43,1’inin bakım sorumluluğu bulunduğu açıklandı. Bu oran kadınlarda yüzde 45,6, erkeklerde yüzde 40,6 olarak ölçüldü.
Bu veriler Türkiye geneline ait olsa da bakım sorumluluğunun çalışma hayatında neden önemli bir başlık olduğunu gösteriyor.
Vardiyalı çalışma aile düzenini etkileyebilir
İŞKUR araştırmasında Düzce’de 20 ve üzeri çalışanı bulunan işyerlerinin yüzde 42,1’inde vardiyalı çalışma yapıldığı belirlendi.
Vardiyalı sistem üretimin sürdürülmesi açısından gerekli olabilir. Ancak gece çalışması, değişken mesai saatleri ve hafta sonu vardiyaları bazı çalışanların uyku, aile ve sosyal yaşam düzenini zorlaştırabilir.
Özellikle eşlerin farklı vardiyalarda çalışması, çocukların bakım planı ve toplu taşıma saatlerinin çalışma düzenine uymaması günlük stresi artırabilir.
Vardiyalı çalışma herkes için olumsuz değildir. Bazı çalışanlar gündüz saatlerini kişisel işleri için kullanabilmekte veya ek ücretlerden yararlanabilmektedir. Önemli olan çalışma süresinin, dinlenme hakkının ve iş sağlığı şartlarının dengeli biçimde düzenlenmesidir.
Gençler için iş bulmak neden yalnızca iş sahibi olmak değil?
Gençler açısından iş sahibi olmak, yalnızca gelir elde etmek anlamına gelmiyor. Mesleki gelişim, bağımsız yaşama geçiş, evlilik, konut ve geleceğe dair güven de çalışma hayatıyla yakından bağlantılı.
TÜİK’in 2025 yıllık işgücü sonuçlarında, 15-24 yaş grubundaki gençlerin işsizlik oranının genel işsizlik oranından daha yüksek olduğu görüldü.
Bu veri Türkiye geneline ait. Düzce’deki gençlerin işsizlik oranını tek başına göstermiyor. Ancak gençlerin işgücü piyasasına girerken karşılaştığı güçlüklerin ülke çapında önemli bir sorun olduğunu ortaya koyuyor.
Düzce’de üniversiteden mezun olan gençler şu seçenekler arasında kalabilir:
- Kendi alanında iş bulana kadar beklemek,
- Farklı bir sektörde çalışmak,
- İstanbul, Kocaeli veya Sakarya’ya gidip gelmek,
- Başka bir şehre taşınmak,
- Kamu sınavlarına hazırlanmak,
- Kendi işini kurmayı denemek.
Bu kararların her biri ekonomik risk, aileden ayrılma veya gelecek belirsizliği taşıyabilir.
Sanayinin güçlü olması tek başına yeterli mi?
Düzce’de imalat sektörünün güçlü olması istihdam açısından önemli bir avantaj. İŞKUR araştırmasına göre incelenen işyerlerindeki çalışanların yüzde 46,7’si imalat sektöründe bulunuyor.
Ancak sürdürülebilir istihdam için yalnızca açık pozisyon sayısının değil;
- Ücret düzeyinin,
- İş güvencesinin,
- Mesleki gelişim imkânının,
- Çalışma ortamının,
- Ulaşımın,
- İş ve özel yaşam dengesinin
de değerlendirilmesi gerekiyor.
İşçinin sürekli iş değiştirmesi, işverenin sürekli eleman araması ve mesleki beceri açığının devam etmesi, kent ekonomisinde verimlilik kaybının yanında çalışanlarda güvensizlik de oluşturabilir.
Düzce’de işletmeler geleceğe nasıl bakıyor?
İŞKUR’un 2024 araştırmasında, Düzce’de 20 ve üzeri çalışanı bulunan işletmelerin yüzde 36,3’ü gelecek bir yıl içerisinde yatırım planladığını bildirdi.
Araştırmada işletmelerin yüzde 36,2’sinin ihracat yaptığı, yüzde 17,4’ünün Ar-Ge çalışması yürüttüğü ve yüzde 12,7’sinin e-ticaret faaliyetinde bulunduğu belirtildi.
Bu göstergeler Düzce ekonomisinin yalnızca yerel tüketimden oluşmadığını; üretim, ihracat, teknoloji ve dış pazarlara açılma potansiyeli taşıdığını gösteriyor.
Yeni yatırımların gerçekleşmesi, daha nitelikli ve çeşitli iş imkânlarının oluşmasına katkı sağlayabilir. Ancak bu potansiyelin çalışanlara yansıması için eğitim, mesleki beceri ve işveren ihtiyaçlarının birlikte planlanması gerekiyor.
Ekonomik belirsizlik aile içi ilişkileri etkileyebilir
Aile bütçesinin zorlanması, eşler ve aile bireyleri arasında harcama öncelikleri konusunda anlaşmazlıklara neden olabilir.
Çocuğun eğitim gideri, kira artışı, kredi kartı borcu veya beklenmeyen sağlık harcaması gibi konular, ev içindeki iletişimi zorlaştırabilir.
Bu noktada ekonomik sorunun kişisel başarısızlık gibi algılanması, kişinin kendisini yetersiz hissetmesine neden olabilir. Oysa genel ekonomik koşulların ve fiyat değişimlerinin bireyin tek başına kontrol edemeyeceği yönleri bulunuyor.
Aile içinde gelir ve giderlerin açık biçimde konuşulması, harcamaların birlikte planlanması ve suçlayıcı olmayan bir iletişim kurulması, ekonomik baskının ilişkilere zarar vermesini azaltabilir.
Borçlanma sürekli zihinsel yük oluşturabilir
Kredi kartı borcu, tüketici kredisi, konut veya araç ödemesi bulunan kişiler, gelirlerinin önemli bölümünü daha ay başlamadan belirli ödemelere ayırmak zorunda kalabilir.
Borcun miktarı kadar ödeme tarihlerini sürekli düşünmek, beklenmedik bir gelir kaybı karşısında ne yapılacağını bilememek ve yeni borçla eski borcu kapatmaya çalışmak da kaygıyı artırabilir.
Borçlanan herkes psikolojik sorun yaşamaz. Ancak borcun sürdürülemez hâle gelmesi, kişinin günlük hayatını ve uyku düzenini etkiliyorsa finansal danışmanlık ve gerektiğinde ruh sağlığı desteği alınması faydalı olabilir.
Geçim baskısı sosyal yaşamı daraltıyor mu?
Hane bütçesi zorlandığında ilk kısılan harcamalar arasında dışarıda yemek, sinema, kültür, tatil, spor ve arkadaş buluşmaları yer alabilir.
Bu tercihler bütçeyi korumak açısından anlaşılabilir. Ancak kişinin uzun süre yalnızca iş ve ev arasında kalması, dinlenmeye veya sosyal ilişkilere zaman ayıramaması tükenmişlik hissini artırabilir.
Bu nedenle şehirde ücretsiz veya düşük maliyetli sosyal imkânların bulunması önem taşıyor.
Parklar, yürüyüş yolları, kütüphaneler, spor sahaları, halk eğitimleri ve ücretsiz kültür etkinlikleri, ekonomik koşulları farklı olan vatandaşların sosyal yaşama katılabilmesini kolaylaştırabilir.
Ekonomik tablo Düzcelilerin psikolojisini tek başına açıklamaz
Kira, ücret, açık iş ve yaşam maliyeti verileri Düzce’de insanların karşılaşabileceği ekonomik şartları anlamaya yardımcı olur. Ancak bu göstergelerden hareketle bütün şehir için psikolojik bir sonuç üretilemez.
Aynı gelir düzeyindeki iki kişi; aile desteği, borcu, konut durumu, sağlık koşulları ve gelecek beklentisi nedeniyle birbirinden tamamen farklı hissedebilir.
Bu nedenle ekonomik veriler ruh sağlığının doğrudan teşhisi olarak değil, günlük stresi artırabilecek veya azaltabilecek yaşam koşulları olarak değerlendirilmelidir.
Düzce’de hangi araştırmaya ihtiyaç var?
Ekonomik koşulların Düzcelilerin ruh hâli üzerindeki etkisini gerçekten anlayabilmek için şehir genelini temsil eden bir araştırma yapılması gerekiyor.
Böyle bir çalışmada şu sorulara cevap aranabilir:
- Vatandaşların en önemli ekonomik stres kaynağı nedir?
- Kira ödeyenlerle kendi evinde yaşayanlar arasında yaşam memnuniyeti farkı var mı?
- Gençlerin Düzce’de iş ve gelecek beklentileri ne düzeyde?
- Vardiyalı çalışma aile ve sosyal yaşamı nasıl etkiliyor?
- Kadınların çalışma hayatına katılımında en büyük engeller neler?
- Vatandaşlar gelirlerinin ne kadarını zorunlu giderlere ayırıyor?
- Ekonomik kaygı nedeniyle sosyal faaliyetlerini azaltanların oranı nedir?
Düzce Üniversitesi, İŞKUR, TÜİK, yerel yönetimler ve ilgili meslek kuruluşlarının katkısıyla hazırlanabilecek bilimsel bir çalışma, ekonomik stresin kent yaşamındaki gerçek boyutunu ortaya koyabilir.
İş imkânı ile insanca yaşam arasındaki denge önemli
Düzce’nin üretim ve istihdam kapasitesi kent için önemli bir güç oluşturuyor. Ancak şehirde yaşayanların kendisini güvende ve umutlu hissetmesi için yalnızca iş bulması değil, elde ettiği gelirle temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi de gerekiyor.
Ulaşılabilir konut, adil ücret, güvenli çalışma ortamı, mesleki gelişim imkânı ve iş ile aile yaşamı arasındaki denge, ekonomik refahın günlük hayata yansımasını sağlıyor.
Düzce’nin ekonomik başarısı yalnızca kaç işletmenin ve açık işin bulunduğuyla değil, çalışanların kazandıkları gelirle ne ölçüde güvenli, bağımsız ve gelecek kurabilir bir yaşam sürdürebildiğiyle değerlendirilmelidir.
Kaynak ve yöntem notu
Bu bölümde TÜİK’in 2025 Yaşam Memnuniyeti, İşgücü, Yoksulluk ve Yaşam Koşulları ile İş ve Aile Yaşamının Uyumu araştırmaları; Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının Haziran 2026 Konut Fiyat Endeksi ve Yeni Kiracı Kira Endeksi; İŞKUR’un 2024 Düzce İşgücü Piyasası Araştırması esas alınmıştır. Türkiye geneline ve bölgelere ait oranlar Düzce’ye özel sonuçlar gibi sunulmamış; Düzce verilerinin araştırma yılı açıkça belirtilmiştir.
Sonuç: Düzce'nin ruh hâlini anlamak için veriye ihtiyaç var
Düzcelilerin psikolojisini tek bir veriyle açıklamak mümkün değil. Deprem hafızası, geçim şartları, iş ve gelecek kaygısı, trafik ve günlük yaşamın oluşturduğu baskılar bazı vatandaşların stres düzeyini artırabilirken; güçlü aile bağları, doğaya yakın yaşam, komşuluk ilişkileri ve sosyal dayanışma önemli koruyucu unsurlar olarak öne çıkıyor.
Bu özel dosyada yer verilen değerlendirmeler; Türkiye İstatistik Kurumu, Dünya Sağlık Örgütü, AFAD ve diğer resmî kurumların yayımladığı veriler ile Düzce'nin mevcut yaşam koşulları dikkate alınarak hazırlanmıştır. Ancak Düzce genelini temsil eden güncel ve bilimsel bir saha araştırması bulunmadığından, şehirde yaşayan herkes için kesin bir psikolojik değerlendirme yapmak mümkün değildir.
Düzce'nin ruh hâlini en doğru şekilde ortaya koyacak çalışma; şehir genelini temsil eden, bilimsel yöntemlerle hazırlanmış kapsamlı bir saha araştırması olacaktır. Böyle bir araştırma, kentte yaşayan vatandaşların ihtiyaçlarının daha doğru anlaşılmasına ve çözüm odaklı politikaların geliştirilmesine önemli katkı sağlayacaktır.
Düzce’de son dakika gelişmeleri ve tüm yerel haberler için Google’da “Düzce Hür Haber” yazarak sitemize ulaşabilirsiniz.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

